Film Köşesi: The Big Short

bigshottrailer

Film Köşesi’nden hepinize merhaba!

Finallerim arasında yakaladığım boşluğu screener dönemi filmleri izleyerek geçirmeye devam ediyorum. Vizyon tarihi gelmemiş ya da yakında gelecek olanları da buradan yazacağım, üzgünüm The Lobster çok iyi filmsin ama vizyon tarihin baya geçti artık. 

Her neyse, bugünkü konuğumuz The Big Short. Düzenleme, yönetmenlik, oyunculuk ve senaryo konusunda tam anlamıyla mükemmel bir film kendisi. Tabii senaryodaki Wall Street-y kelimeler bir süre sonra başınızı ağrıtmaya başlasa da filmin ana temasından kopartmıyor sizi. Zaten eğer koparsanız diye de ünlü isimler aralara girerek olayı size, anlayabileceğiniz şekilde, özetliyorlar ve bu olay da filmi daha iyi bir hale getiriyor sadece. Karakterlerin Frank Underwood tarzında zamanı durdurarak, kameraya, seyirciyle doğrudan konuşması da olayın gidişatına ilginizi arttırıyor. Tabii bende bu etkiyi yarattı bu yapılanlar, bazı izleyenler bu yüzden sevmemişler. İnsanları ikiye ayıran bir seçim olmuş ama sevenler çoğunlukta, sizin de o kesimde olmanızı umarak filme geçiyorum.

The_Big_Short_teaser_posterSon zamanlarda bir filmde gördüğüm en geniş ve başarılı kadroya sahip The Big Short. Çok ufacık roller için bile hepimizin tanıdığı isimler seçilmiş. O yüzden filmin kadrosunu bilerek giriş yapmak en önemlisi. Steve Carell, Ryan Gosling, Christian Bale, Brad Pitt, Finn Wittrock, Max Greenfield, Melissa Leo, Marisa Tomei kadronun dikkat çeken isimleri ama oradan buradan tanıdığınız daha bir sürü yüz var filmde. Aralara kendileri olarak girip karışık kavramları açıklayan isimler ise Margot Robbie, Anthony Bourdain, Selena Gomez ve Richard Thaler.

Michael Lewis’in The Big Short: Inside the Doomsday Machine isimli kitabından esinlenerek uyarlanan filmin senaryosunu Charles Randolph ve Adam McKay yazmışlar, McKay ayrıca filmin yönetmenliğini de üstlenen isim olmuş.

2007-2010 arası ABD’de başlayıp bütün dünyayı etkileyen ekonomik krizle ilgili olan film, üç farklı grubun bu olayı keşfetmesinin hikayeisini anlatıyor.

ABD emlak sektörünün aslında büyük bir sallantıda olduğunu fark edip, sektörün birkaç sene içinde çökeceğine dair tahminde bulunan fon yöneticisi Michael Burry (Bale) bu durumdan karlı çıkabileceğini anlar ve bunun için bir yöntem geliştirir. Banka banka dolaşıp bu konuda yatırım yapan Burry’nin müşterileri paralarını boşa harcadığını düşündüklerinden dolayı paralarını geri çekerler ya da başka bir yere yatırılmasını talep ederler, fakat en sonunda haklı çıkan isim Burry olmuştur. 2008 yılında tahmin ettiği çöküş gerçekleştiğinde, Burry %489 oranında karlı bir yatırım gerçekleştirmiş olur.

Burry’nin dolaştığı bankalardan birinde ona satış yapan ismin çenesini tutamaması sonucu yatırımcı Jared Vennett (Gosling) de bu olaydan haberdar olur. Yaptığı araştırmalar sonucu Burry’nin haklı olduğu kanaatine varen Vennett kendisi yatırım yaptığı gibi, yanlışlıkla aranmış bir telefon sonucu Mark Baum (Carell) da bu olayın farkına varıp dahil olur, ve ikilinin yolları bu telefon yanlışlığı sonucu kesişir.

Son olarak genç girişimciler olan Charlie Geller (John Magaro) ve Jamie Shipley (Wittrock), Vennett’ın geride bıraktığı bir ilanı görüp onlar da bu olaya dahil olmaya karar verirler. Fakat kendileri çok deneyimsiz olduklarından, daha profesyonel birisinin yardımına ihtiyaç duyarlar, o sebeple de Ben Rickert’tan yardım isterler. Bu işlerden ve özellikle olası sonuçtan nefret etse de Rickert yardım etmeyi kabul eder ve onun olaya dahil olması da böyle başlar.

the-big-short-brad-pitt-steve-carrell-ryan-gosling-christian-bale-book-michael-lewis-02

Genel olarak hikayelerin kendi bölümünde anlatıldığı filmde çok az sayıda kesişimler gerçekleşiyor farklı bölümlerdeki karakterler arasında.

Ben filmi çok sevmiş olsam da, daha komedik unsurlar içeren ilk yarısını ikinci yarısına tercih ettiğimi söylemeden edemiyorum. Kara komedi olayını biraz daha yaysalar, ya da ekleseler, film çok çok daha güzel olabilirmiş. Sonuç olarak bu haliyle bile şu ana kadar olan bütün başarılarını hak ediyor. Eğer biraz daha önce yayınlanmış olsa belki ödül sezonunda daha büyük bir ses getirebilirdi. Yine de geç yayınlanma tarihine rağmen şu an için Akademi Ödülleri’nde En İyi Film Oscar’ını almaya yakın görülen filmlerden birisi, Spotlight ile birlikte. Spotlight’tan daha çok hak ettiğini büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim ben. Christian Bale’in yeni bir Oscar adaylığına sahip olması da aşırı olası duruyor, hatta filmden aday olabilecek tek oyuncu kendisi gibi.

Filmin ülkemizdeki vizyon tarihi 8 Ocak.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s