Film Köşesi: Kill Your Friends

İstanbul’daki kadar büyük olmasa da, biz Ankara’da yaşayanlara yetecek kadarlık (hayır aslında yetmiyor ama Ankara’nın imajından olsa gerek 4 gün yeterli görülmüş) !f Film Festivali 3 Martta başladı burada. Biraz okulumun yoğunluğundan, biraz ulaşım sıkıntısından dolayı istediğimden az sayıda film izleyeceğim ne yazık ki. Neyse sizleri daha fazla derdimle boğmadan Film Köşesi’nin bu yazıdaki konuğuna geçiş yapmak istiyorum; Kill Your Friends.

Kill-Your-Friends-Nicholas-Hoult-Craig-Roberts-1024x423
Nicholas Hoult ve Craig Roberts

Hemen hemen her zaman yaptığım gibi, önce filmin kadrosuyla başlayalım. Filmin başrolünde Skins’ten Mad Max: Fury Road’a farklı rollerde yer almış, çok yönlü bir oyuncu olan Nicholas Hoult var. Kendisine eşlik eden isimler arasında gerçek Daario Naharis, Ed Skrein, James Corden ve Tom Riley (Da Vinci’s Demons) var. Yönetmenliğini Owen Harris‘in yaptığı gerilim dolu bu kara komedinin senaryosunu ise John Niven yazmış. Kendisine ait aynı adlı kült romandan uyarlamış demek daha doğru olur sanırım.

Müzik sektörünün görünmeyen yüzünün anlatıldığı filmin neden genel olarak olumsuz yorumlar aldığını anlayabiliyorum, fakat ben filmi genel olarak sevdiğim ve ilginç bulduğumdan pek olumsuz bir şey söylemeyeceğim. 1997 yılının Birleşik Krallık’ında geçen filmde Nicholas Hoult 27 yaşında Stelfox adında hırslı bir A&R (Artists & Repertoire) çalışanıdır. Bulunduğu yerden yükselmek için yapmayacağı bir şey olmayan Stelfox, film boyunca bizlere bunu açık bir şekilde gösteriyor. Cinayet, iftira atmak, şantaj yapmak bunlardan sadece bazıları. Düzenli olarak alkol ve uyuşturucu tüketimi ve aşırı derecede fazla olan seksi de kendisinin günlük olarak yaptığı şeylere eklediğimizde filmin sevilmeme nedenlerinden birine ulaşıyoruz. Fakat Deadpool ve The Big Short’tan sonra son dönemde gördüğüm en güzel dördüncü duvar yıkımı örneklerinden birine de sahip olduğundan bu kadar kötü karşılanmasını doğru bulmuyorum. Ayrıca araya sıkıştıralan komedik unsurlar o kadar yerinde ki film sırasında normalde kendinizi kötü hissedeceğiniz olaylara ya da esprilere istemsiz bir şekilde gülüyorsunuz.

Müzik endüstrisinin bu karanlık yüzüyle seyirciyi yüzleştiren Owen Harris, sansasyon yaratmak için elinden geleni ardına koymamış, bunun için harcadığı emeğin bir kısmını da filmi daha düzgün bir şekilde anlatmaya ayırsa çok daha başarılı bir film elde edebilirmiş. Hit şarkı aramak için yapılanları göz önüne biraz daha çıkartması ya da yeteneği olmayan insanları boyayıp nasıl biz tüketicilere kakaladıkları üzerinde biraz daha ayrıntılı ve uzun şekilde durulması şahsen benim daha çok ilgimi çekerdi ama sonuç olarak kurgu ürünü bir yapım olduğundan herhangi bir belgesel gibi tamamen gerçekleri yansıtmasını bekleyemezdik. Ne olursa olsun siz yine de filme bir şans verip kendiniz izleyin bence.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s