Film Köşesi: Demolition

İstanbul’da olduğu gibi Ankara’da da !f’in kapanışını yapan Demolition Film Köşesi’nin bu haftalık son konuğu olarak karşınızda. (Yaşasın İstanbul’la ortak bir noktamız var!!)

Benim baya sevdiğim ve vizyona girdiğinde mutlaka tekrardan izlemeyi düşündüğüm bu filmin yazısına da kadrosunu tanıyarak başlayalım. Filmin başrolünde Jake Gyllenhaal var. Kendisine eşlik eden isimlerden bazıları ise Naomi Watts, Chris Cooper, Heather Lind ve Judah Lewis var. Filmin senaryosu Bryan Sipe‘a aitken, filmin yönetmenliğini ise Jean-Marc Vallée üstlenmiş. Vallée’nin son iki filmiyle oyunculuk dallarında ikişer tane adaylık alması, ve iki tanesini kazanmasından ötürü Gyllenhaal ve Watts’ın önümüzdeki ödül sezonu konuşmaya dahil olmasını çok isterdim ben ama bu filmle ve bu kadar erken yayınlanmasıyla olacak gibi durmuyor.

picture-of-jake-gyllenhaal-dancing-in-demolition-movie-photo
Jake Gyllenhaal

Filmin konusuna gelecek olursak, trajik bir trafik kazası sonucu eşini kaybeden bir adamın zaman içinde değişen ruh hali ve psikolojisini takip ediyoruz. Hastanede eşinin ölümünü öğrendikten sonra bir otomattan almaya çalıştığı fıstıklı M&M’lerin otomatta takılı kalması sonucu sorumlu şirkete yazmaya başladığı mektupla tanımaya başlıyoruz Davis Mitchell’ı. Amerikan Rüyası’na en mümkün şekilde yaklaşan, iyi bir işe ve pek çok kişinin hayal ettiği bir yaşama sahip olan Davis Mitchell psikolojik açıdan büyük sorunlar yaşayan birisidir. Özellikle eşinin ölümünden sonra, hatta öncesinde de, herhangi bir şey hissedememekten şikayetçidir. Böyle bir ruh hali içindeyken, evindeki buzdolabını “tamir etmek amacıyla” buzdolabını parçalar ve bir nebze de olsa kendisini hayatta hissettiren bu bir şeyleri parçalama isteği bu şekilde başlar ve günden güne artar. Ofisindeki bilgisayarı, iş yerindeki tuvaletin kapısı, eşinin ailesinin evindeki lamba gibi eşyalar kendisinin ilk kurbanları arasında yer almaktadır. Daha sonra tesadüf eseri gördüğü işçilere bir evi yıkmalarında yardım etmek ister ve para verir orada ayağına batan bir çivi sonucu ise sonunda yaşadığının farkına varır Davis, metaforik bir açıdan. Daha sonra bu bir şeyleri parçalama isteğinin kurbanı ise kendi evi olur. Filmin sonlarına doğru bir kez daha ölen eşinin mezarını ziyarete giden Davis, orada kendilerine çarpan aracın sürücüsüyle de karşılaştıktan sonra, ziyareti sonrasında arabasında ağlamaya başlar. Duygularını ifade edemediği için çevresindeki sorunlu eşyaları parçalamayı seçen bir adamın filmini sonlarına doğru kendisinin duygusal olarak parçalandığı bu sahne benim için filmin en etkileyici sahnelerinden birisiydi. Film burada bitmiş olsa daha çok severdim hatta diye düşünüyorum ama burada bitmiyor ne yazık ki. Mutlu-msu bir şekilde biten sonu da tatmin edici ama bu daha güzel bir alternatif son olurdu diye düşünüyorum. İzleyince anlarsınız ne demek istediğimi.

demolition-forcesmile
Judah Lewis ve Jake Gyllenhaal

Tüm bu yıkıp dökme devresi arasında ise önce şikayet mektubunu yazdığı, o sırada başına gelen olayları anlattığı, ardından ise sadece içini dökmek için mektup yazmaya devam ettiği şirketin müşteri hizmetleri sorumlusu Karen Moreno (Watts) kendisini gecenin bir köründe aramasıyla ikili arasında çok da platonik olmayan bir etkileşim başlar. Birbirlerinin hayatlarına etkilerini ise ilerledikçe görüyoruz. Karen’ın oğlu Chris ile Davis arasında gelişen ilişki de filme ayrı bir sempatiklik katıyor.

Ülkemizde 8 Nisanda vizyona girecek olan filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum ben.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s