Film Köşesi: Christine

Film Köşesi’nden seneler sonra hepinize merhabaaaa!

La La Land gibi iç açıcı bir filmle tekrar merhaba demeyi tercih ederdim ama onu ikinci kez izledikten sonra yazmayı düşünüyorum. O beklerken ben de şaşırtıcı bir şekilde dün gece malm yerlere düşen Christine hakkında yazayım dedim. Fragmanını izleyip biraz da araştırma yaptıktan sonra en merak ettiğim filmlerden birisi olmuştu Christine ve hayal kırıklığına da uğratmadı.

christine_clip

1970’li yıllarda bir haber muhabirinin canlı yayında intihar etmesiyle sonuçlanan olayların anlatıldığı filmin yönetmeni benim adını ilk defa duyduğum Antonio Campos tarafından çekilmiş. Muhabir Christine Chubbuck rolünde ise Rebecca Hall yer alıyor. Filmdeki tek sorunum zaman kavramını doğru bir şekilde yansıtamamaları oldu sanırım. Belki de ben anlayamadım o yüzden mutlaka bir kez daha, daha dikkatli bir şekilde izlerim sanırım ama dünyaca bilinen olaylar sayesinde -Watergate, Nixon’ın istifası öncesinde hakkında soruşturma olması falan- zamanları anlıyor gibiyiz ama geçen süre o kadar sinir bozucu şekilde belirsiz ki olayların ne kadar bir sürede geçtiğini anlayamıyoruz, yazar burada ben anlayamadım demek istiyor.

Olumsuz olan tek şeyi atladığımıza göre filmi övmeye başlayabilirim artık. En önemlisinden başlayacak olursak Rebecca Hall’un performansı mükemmel ötesi, bu kadını görmezden gelerek harcıyorlar matmazel… Sonrasında devam edecek olursak, filmin senaryosu her ne kadar gerçek bir olayı anlatıyor olsa da büyük çoğunlukla hayali bir ürün ve senarist Craig Shilowich aşırı hassas konularda bile başarılı bir iş çıkartmış.

Chubbuck’ın hem kişisel hem de profesyonel hayatında yaşadığı sorunların, zaten var olan depresyonuyla birleşerek kendisini intihara sürüklemesine kadar geçen süreyi çoğunlukla ayrıntılı bir şekilde yansıtmışlar filmde. Sonuç olarak da Christine izleyiciyi pek çok konuda bir şeyler sorgulamaya iten bir film olmuş. Depresyonun bir kişiyi ne kadar fazla derecede etkileyebileceği ve depresyonlu birisini anlamanın önemi ise filmin en önemli mesajı bence. Tabii dönem 70’ler olduğu için Christine Chubbuck’ın çevresindeki pek çok kişi depresyon gibi bir durumun sonuçlarının pek de farkında değil. Bir diğer önemli tema ise haber ajanslarının piranalara dönüşmeleri, günümüzde paparazzi ve dedikodu siteleri, programları vs. yüzünden bizlere daha normal görünen basının kirli yüzü o zamanlarda daha yavaş yavaş başlıyor sanırım ya da en azından başlangıcına yakın bir dönemde oluyor, o dönemi ele alarak günümüz basınına karşı da gayet yerinde ve başarılı bir eleştiri yapmış Shilowich. Bu konulara ek olarak iş yerlerindeki cinsiyet ayrımı, ebeveyn-çocuk ilişkileri gibi konulara da çok üstüne basmadan da olsa değiniyorlar filmde. Henüz zaman kavramını tam anlayamamış olduğumdan benim filme notum A- oldu, eğer tekrar izlediğimde anlayabilirsem çok rahat bir şekilde A olur o not. Her ne kadar başarılı bir film olmuş olsa da sanırım herkese önerilebilecek bir film değil Christine. O yüzden fragmanına bakın, biraz da olsa olay hakkında ufak bir araştırma yapın ve ona göre filmi izlemeye karar verin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s